Benim adım Murat. 38 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. On bir yıllık evliyim. Eşim Derya ile üniversite yıllarında tanışmıştık. Evliliğimizin ilk zamanlarında birbirimizden bir saat bile ayrı kalmak istemezdik. Ancak yıllar geçtikçe aramızdaki heyecan yerini alışkanlıklara bırakmıştı.

Her sabah aynı saatte uyanıyor, aynı masada kahvaltı yapıyor, akşamları ise çoğunlukla televizyon karşısında sessizce oturuyorduk.

Hayatımın altüst olacağı o cuma akşamına kadar evliliğimi sorguladığımı bile söyleyemem.

Her şey Derya’nın yakın arkadaşı Selin’in evimize gelmesiyle başladı.

O Akşam Eve Gelen Misafir

Selin 35 yaşındaydı. Uzun siyah saçları, koyu kahverengi gözleri ve oldukça dikkat çekici bir görünüşü vardı. Derya ile yaklaşık altı yıldır arkadaşlardı.

Onu daha önce defalarca görmüştüm. Ancak hiçbir zaman arkadaşlıktan öte bir yakınlığımız olmamıştı.

O cuma akşamı Derya iş yerindeki bir organizasyon nedeniyle eve geç gelecekti. Selin ise ona bırakacağı bazı belgeler için uğramıştı.

Kapıyı açtığımda şaşırdı.

“Derya yok mu?”

“Henüz gelmedi. İstersen içeri geç, birazdan gelir.”

Salona oturduk. İkimize kahve hazırladım.

Selin her zamankinden farklı görünüyordu. Üzerinde bordo bir bluz, siyah pantolon vardı. Saçlarını açık bırakmıştı.

Bir süre gündelik konulardan konuştuk.

Sonra beklemediğim bir soru sordu.

“Murat, sen mutlu musun?”

Gülerek cevap verdim.

“Bu nasıl soru şimdi?”

“Bilmiyorum. Son zamanlarda seni biraz dalgın görüyorum.”

Cevap vermedim.

Çünkü aslında haklıydı.

Söylenmemesi Gereken Sözler

Selin kahvesinden bir yudum aldı.

“Derya seni seviyor, biliyorum. Ama bazen birbirinizi hiç duymuyorsunuz gibi geliyor.”

Bu sözler beni rahatsız etmişti.

“Bizim evliliğimiz hakkında konuşmasak?”

“Haklısın, özür dilerim.”

Bir süre sessizlik oldu.

Ardından Selin ayağa kalktı, gitmek istediğini söyledi. Kapıya kadar eşlik ettim.

Tam çıkacağı sırada dönüp yüzüme baktı.

“Yanlış anlama Murat. Sadece bazen seninle konuşmak istediğim şeyler oluyor.”

“Ne gibi?”

Başını hafifçe eğdi.

“Boş ver. Söylememem gereken şeyler.”

O gece Selin gittikten sonra söylediklerini düşündüm.

Derya eve geldiğinde her zamanki gibi yorgundu. Birlikte yemek yedik, ardından uyuduk.

Ama benim aklım hâlâ kapının önündeki o konuşmadaydı.

Gizli Mesajlar

Üç gün sonra telefonuma Selin’den mesaj geldi.

“Geçen akşam için tekrar özür dilerim. Seni rahatsız etmek istemedim.”

“Önemli değil,” diye cevap verdim.

Normalde konuşma orada bitebilirdi.

Bitmedi.

Önce gündelik konulardan bahsettik. Sonra sohbetlerimiz uzamaya başladı. Birbirimize sevdiğimiz şarkıları gönderiyor, bazen gece yarısına kadar yazışıyorduk.

Bir akşam Selin bana şunu yazdı:

“Seninle konuşurken kendimi tuhaf hissediyorum.”

“Neden?”

“Çünkü konuşmamamız gerektiğini biliyorum ama yine de telefonuma bakıyorum.”

Mesajı birkaç kez okudum.

Ne cevap vereceğimi bilmiyordum.

Sonunda yalnızca şunu yazdım:

“Ben de.”

İşte o iki kelime, geri dönülmesi zor bir kapıyı açmıştı.

Yağmurlu Bir İstanbul Akşamı

Yaklaşık iki hafta sonra Selin’le Kadıköy’de karşılaştık. Daha doğrusu buluşmayı ikimiz de istemiştik ama bunu birbirimize açıkça söylemeye cesaret edemiyorduk.

Küçük bir kafeye oturduk.

Selin gözlerimin içine bakarak konuştu.

“Bunun yanlış olduğunu biliyorsun, değil mi?”

“Biliyorum.”

“Derya benim arkadaşım.”

“Onu da biliyorum.”

“Öyleyse neden buradayız?”

Bu soruya cevap veremedim.

Dışarıda yağmur başlamıştı. Selin’in elleri masanın üzerindeydi. Bir an elini tutmak istedim fakat kendimi durdurdum.

Bir süre sonra kalktık.

Arabamın yanına geldiğimizde Selin durdu.

“Murat, sana karşı bir şeyler hissediyorum.”

Kalbim hızlandı.

“Selin…”

“Hayır, bırak bitireyim. Bunun bir geleceği olmadığını biliyorum. Sadece bilmeni istedim.”

Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.

O mesafeyi kapatan ben oldum.

Yüzüne yaklaştım. Bir an durup gözlerine baktım. Geri çekilmedi.

Onu öptüm.

Birkaç saniye sonra ikimiz de ayrıldık.

Selin’in gözleri dolmuştu.

“Bunu yapmamalıydık,” dedi.

Haklıydı.

Ama ikimiz de o öpücüğü unutamayacağımızı biliyorduk.

Otel Odasının Kapısı

Bir hafta boyunca görüşmedik.

Mesajlaşmalarımızı da azalttık. Ben kendimi işime vermeye çalışıyordum. Selin ise Derya’nın telefonlarına bile eskisi kadar rahat cevap veremediğini söylüyordu.

Sonunda bir akşam beni aradı.

“Son kez konuşmamız gerekiyor.”

Şehrin kalabalığından uzak, sakin bir otelin lobisinde buluştuk.

İkimiz de gergindik.

Uzun uzun konuştuk. Evliliğimi, Derya’yı, aramızda yaşananları ve bundan sonra ne olacağını tartıştık.

Ancak konuşmamız ilerledikçe birbirimize karşı hissettiğimiz çekimi inkâr edemediğimiz ortaya çıktı.

Selin elimi tuttu.

“Keşke seni başka bir zamanda tanısaydım.”

“Ben de,” dedim.

O gece aramızdaki duygusal yakınlık daha ileri gitti. Birbirimize sarıldık, öpüştük ve sonunda geri dönüşü olmayan bir karar verdik.

Gecenin ayrıntıları yalnızca ikimizin arasında kaldı.

Sabah olduğunda ise hiçbir şey önceki kadar basit değildi.

Eve Döndüğümde

Ertesi sabah eve geldiğimde Derya mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.

“Neredeydin?” diye sordu.

“İşle ilgili bir mesele uzadı.”

Yalan söylerken sesimin titrediğini hissettim.

Derya yüzüme baktı.

“İyi misin Murat?”

“İyiyim.”

Yanıma geldi, yanağımdan öptü.

O anda içimde tarif edemediğim bir suçluluk hissettim.

Çünkü karşımda bana güvenen bir kadın vardı.

Ve ben o güveni kırmıştım.

Selin’in Son Mesajı

İki gün sonra Selin’den uzun bir mesaj geldi.

“Derya’yla bugün konuştum. Bana hafta sonu birlikte kahvaltı yapmayı teklif etti. Sesini duyduğumda kendimden utandım. Murat, biz çok yanlış bir şey yaptık. Sana karşı hissettiklerimi inkâr etmiyorum ama bunun devam etmesini istemiyorum.”

Mesajın devamında artık görüşmememiz gerektiğini söylüyordu.

Cevap yazmak için telefonu elime aldım.

Dakikalarca ekrana baktım.

Sonunda yalnızca şunu yazdım:

“Haklısın. Özür dilerim.”

Selin bir daha yazmadı.

Ben de aramadım.

Her Sırrın Bir Bedeli Var

Aradan üç ay geçti.

Derya’yla evliliğimizdeki sorunları konuşmaya başladık. Yıllardır birbirimize söylemediğimiz pek çok şeyi ilk kez açıkça ifade ettik.

Ama benim içimde hâlâ büyük bir sır vardı.

Bazen Derya televizyon izlerken başını omzuma yaslıyor, ben ise o yağmurlu akşamı hatırlıyordum.

Bir gün bana dönüp şöyle dedi:

“Murat, son zamanlarda çok değiştin. Sanki söylemek istediğin bir şey var.”

O an kalbim sıkıştı.

Gözlerinin içine baktım.

“Evet,” dedim. “Konuşmamız gereken çok önemli bir şey var.”

Derya televizyonu kapattı.

Karşıma oturdu.

Ve ben ilk kez, yaptığım şeyin sonuçlarıyla gerçekten yüzleşmeye hazırlandım.

O gece ne söylediğimi, Derya’nın nasıl tepki verdiğini ve evliliğimizin devam edip etmediğini başka bir hikâyeye bırakıyorum.

Ama şunu öğrendim:

İhanet bazen tek bir öpücükle başlar. Asıl yıkım ise insanın sevdiği kişinin gözlerinin içine bakıp gerçeği saklamasıyla büyür.