Benim adım Kaan. 35 yaşındayım. (bu hikaye gerçek ve seks konularına çok girmeden olayları anlatmaya karar verdim) İstanbul’da tek başıma yaşıyorum. Hayatımın en tuhaf, en heyecanlı ve unutamadığım gecelerinden birini anlatacağım. Üstelik her şey, yanlışlıkla bana gönderilen bir mesajla başladı.

O akşam saat 22.30 civarıydı. Evde televizyon karşısında otururken telefonuma tanımadığım bir numaradan mesaj geldi.

“Ben geldim ama kapıyı açan yok.”

Önce yanlış numara olduğunu düşündüm. “Sanırım yanlış kişiye yazdınız,” diye cevap verdim.

Birkaç saniye sonra telefon çaldı.

“Çok özür dilerim,” dedi bir kadın sesi. “Gerçekten yanlış numara olmuş.”

Sesi o kadar hoştu ki konuşmayı hemen bitirmek istemedim.

“Önemli değil. Umarım doğru kapıyı bulursunuz,” dedim.

Güldü.

“Umarım. Çünkü hava da berbat.”

Adının Esra olduğunu ertesi gün öğrendim.

Beklenmedik Tanışma

Ertesi sabah aynı numaradan bir mesaj daha geldi.

“Dün geceki yanlış numara benim. Merak etmeyin, sonunda eve ulaşabildim.”

Böyle başlayan konuşmamız günlerce sürdü.

Esra 32 yaşındaydı. Uzun koyu saçları, ela gözleri vardı. Bir mimarlık ofisinde çalışıyordu. Fotoğrafını ilk gördüğümde güzelliğinden çok gülümsemesi dikkatimi çekmişti.

Bir cuma akşamı buluşmaya karar verdik.

Kadıköy’de küçük bir restoranda karşılaştık. Üzerinde siyah bir elbise, omuzlarında açık renk bir ceket vardı.

“Kaan?” diye sordu.

Ayağa kalktım.

“Esra. Sonunda doğru adrese geldin.”

İkimiz de güldük.

O akşam yemek için oturduğumuz masadan yaklaşık dört saat kalkmadık. Esra’nın kahkahaları, konuşurken ellerini kullanması ve bazen gözlerimin içine uzun uzun bakması beni etkiliyordu.

Ayrılırken yanağımdan öptü.

“Bir dahaki buluşmamız için yanlış numara beklemeyelim,” dedi.

Yağmurlu Cumartesi

İkinci buluşmamız iki hafta sonra oldu.

Esra akşamüstü aradı.

“Kaan, bugün hiçbir yere çıkmak istemiyorum ama seni görmek istiyorum.”

“Ben gelebilirim.”

“Yok,” dedi. “Bu kez ben sana geleyim.”

Saat sekize doğru kapım çaldı.

Açtığımda saçlarının uçları yağmurdan ıslanmıştı. Elinde bir şişe meyve suyu ve küçük bir tatlı kutusu vardı.

“Misafirliğe eli boş gelinmez,” dedi.

Ceketini aldım. Salona geçti. Etrafa merakla baktı.

“Beklediğimden düzenlisin.”

“Bu bir iltifat mı?”

“Henüz karar vermedim.”

Birlikte yemek hazırladık. Ben makarnayı pişirirken Esra sosla ilgilendi. Mutfağımın küçüklüğü yüzünden sürekli birbirimize çarpıyorduk.

Bir ara arkamdan uzanıp dolaptan tabak almak istedi.

Döndüğümde yüzlerimiz birbirine çok yakındı.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonra gülümseyerek geri çekildi.

“Makarnayı yakacaksın, Kaan.”

İlk Öpücük

Yemekten sonra salona geçtik. Dışarıda yağmur şiddetlenmişti.

Esra koltuğun bir ucuna oturdu, ayaklarını altına topladı. Ben yanına oturduğumda başını omzuma yasladı.

“Biliyor musun,” dedi, “seninle konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.”

“Ben de.”

Başını kaldırdı.

“Bu kadar mı söyleyeceksin?”

“Daha fazlasını söylersem utanabilirim.”

Gülmeye başladı.

Sonra birden ciddileşti.

“Kaan, sana bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Beni öpmek istiyor musun?”

Sorunun doğrudanlığı karşısında şaşırdım.

“Evet,” dedim.

“Öyleyse neden bekliyorsun?”

Yavaşça yaklaştım. Önce saçlarının yanağına düşen tutamını geriye bıraktım. Ardından dudaklarımız buluştu.

O ilk öpücükte acele yoktu. Sanki ikimiz de uzun zamandır beklediğimiz bir anın tadını çıkarmak istiyorduk.

Bir süre sonra başını göğsüme yasladı.

“İyi ki o gece yanlış numaraya mesaj atmışım,” diye fısıldadı.

Sabahın İlk Işıkları

O gece saatlerce konuştuk. Çocukluğumuzdan, eski ilişkilerimizden, hayallerimizden ve korkularımızdan bahsettik.

Esra bazen kahkahalarla gülüyor, bazen anlattığım bir şeyi dikkatle dinliyordu.

Gece ilerledikçe aramızdaki yakınlık da arttı. Birbirimize sarıldık, uzun uzun öpüştük. Sonrasında gecenin geri kalanını yalnızca bize ait bıraktık.

Sabah uyandığımda mutfaktan ses geliyordu.

Esra saçlarını gelişigüzel toplamış, benim büyük gelen tişörtlerimden birini giymişti. Kahvaltı hazırlıyordu.

“Günaydın,” dedim.

Arkasını döndü.

“Günaydın, yanlış numara.”

Gülerek yanına gittim.

“Artık telefonuna adımı kaydetsen iyi olur.”

“Kaydettim bile.”

“Ne diye?”

Telefonunu gösterdi.

Ekranda şu yazıyordu:

Kaan – Doğru İnsan, Yanlış Numara.

O an anladım ki bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük bir karar değil, hiç beklemediği bir anda gelen küçücük bir mesaj olabiliyormuş.

Ve benim hikâyemde o mesajı gönderen kişinin adı Esra’ydı.