Benim adım Onur. 34 yaşındayım, İstanbul Ataşehir’de yalnız yaşıyorum. Anlatacağım olay geçen kış yaşandı. O güne kadar kendimi pek romantik bir adam olarak görmezdim. Hatta arkadaşlarım duygularımı belli etmek konusunda biraz beceriksiz olduğumu söylerdi.
Ama o cumartesi akşamı bütün düşüncelerimi değiştiren biri vardı: Melis.
Melis 30 yaşındaydı. Omuzlarına dökülen kumral saçları, yeşil gözleri ve konuşurken yanağında beliren küçük gamzesiyle oldukça güzel bir kadındı. Yaklaşık üç aydır tanışıyorduk. Birkaç kez dışarıda buluşmuş, uzun telefon konuşmaları yapmıştık.
Fakat henüz birbirimizin evine gitmemiştik.
Cumartesi Akşamı Gelen Mesaj
Saat 19.00 civarıydı. Evde yemek hazırlamaya çalışıyordum. Telefonum titredi.
Melis yazmıştı.
“Ne yapıyorsun bakalım?”
“Mutfakta büyük bir mücadele veriyorum.”
“Neyle?”
“Makarna sosuyla. Şu an o kazanıyor.”
Gülücük gönderdi.
“Yardıma ihtiyacın var mı?”
“Profesyonel destek kabul edilir.”
On dakika sonra telefonum çaldı.
“Onur, ciddi söylüyorum. İstersen geleyim, beraber yemek yapalım.”
Şaşırmıştım ama hoşuma da gitmişti.
“Gel tabii. Yalnız mutfağın hâlini görünce kaçmak yok.”
Yaklaşık kırk dakika sonra kapı çaldı.
Melis’in Gelişi
Kapıyı açtığımda karşımda siyah pantolon, krem rengi kazak ve uzun bir palto giymiş Melis duruyordu.
Elinde küçük bir alışveriş poşeti vardı.
“Şef hanım geldi,” dedi gülerek.
“Hoş geldiniz. Mutfak sizin.”
İçeri girdi. Paltosunu çıkarırken saçlarından hafif bir parfüm kokusu yayıldı.
Mutfakta yan yana çalışmaya başladık. Melis sebzeleri doğrarken ben makarnayı hazırlıyordum.
Bir ara dolaptan tabak almak için uzandı. Aynı anda ben de arkasından geçmeye çalışınca birbirimize çarptık.
“Biraz dikkat etsene!” dedi gülerek.
“Bu mutfak iki kişi için tasarlanmamış.”
“Bahane üretme Onur.”
İkimiz de kahkaha attık.
O an fark ettim ki onunla sıradan şeyler yapmak bile hoşuma gidiyordu.
Koltuktaki Sessizlik
Yemekten sonra salona geçtik. Melis koltuğun bir ucuna oturmuş, ayaklarını altına toplamıştı.
Televizyonda bir film açtım ama ikimiz de pek ilgilenmiyorduk.
“Sen hep böyle misin?” diye sordu.
“Nasıl?”
“Dışarıda çok konuşuyorsun ama evde daha sakinsin.”
“Belki de seni dinlemeyi seviyorum.”
Gülümsedi.
“Güzel cevap.”
Bir süre sonra başını omzuma yasladı.
Kalbimin hızlandığını hissediyordum.
“Rahatsız oldun mu?” diye sordu.
“Hayır. Hatta biraz daha yaklaşabilirsin.”
Gülerek koluma vurdu.
“Fırsatçı!”
Sonra gerçekten biraz daha yaklaştı.
İlk Kez Bu Kadar Yakındık
Film devam ederken Melis başını kaldırıp yüzüme baktı.
“Onur, sana bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Beni ilk gördüğünde ne düşünmüştün?”
Bir an düşündüm.
“Çok güzel olduğunu. Ama benimle bu kadar iyi anlaşacağını tahmin etmemiştim.”
“Peki şimdi?”
“Şimdi güzelliğinden daha çok seni merak ediyorum.”
Bakışlarını kaçırdı.
“Bazen çok güzel konuşuyorsun.”
Elini tuttum.
“Melis…”
“Efendim?”
“Seni öpmek istiyorum.”
Gözlerimin içine baktı.
“Ben de bunu ne zaman söyleyeceğini merak ediyordum.”
Yavaşça yaklaştım. Dudaklarımız buluştuğunda ikimiz de gülümsedik.
İlk öpücüğümüz kısa sürdü. Ardından Melis yeniden yaklaştı ve bu kez biraz daha uzun öpüştük.
Sonra başını göğsüme yasladı.
“Biliyor musun,” dedi, “bu akşam gelmekle iyi etmişim.”
“Ben de makarna yapmayı beceremediğim için ilk kez mutluyum.”
Gece Yarısı
Saat gece yarısını geçmişti. Dışarıda yağmur başlamıştı.
Melis pencerenin yanına gidip dışarı baktı.
“Ne güzel yağıyor.”
Yanına gittim.
“İstersen yağmur dinene kadar kalabilirsin.”
Bana döndü.
“Yağmurun dinmesini beklemek zorunda mıyım?”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Gülmeye başladı.
“Şaka yapıyorum Onur. Şu yüzünün hâline bak!”
Ben de güldüm.
Sonra ellerimi tuttu.
“Ama gerçekten biraz daha kalmak istiyorum.”
O gece yeniden salona geçtik. Müzik açtık, sohbet ettik ve birbirimize sarıldık. Aramızdaki yakınlık artık ikimizin de saklamak istemediği bir duyguya dönüşmüştü.
Melis bir ara bana dönüp, “Hiçbir şeyi aceleye getirmek istemiyorum,” dedi.
“Ben de istemiyorum.”
“Güzel. Çünkü seninle geçirdiğim zamanın tadını çıkarmak istiyorum.”
O gece birbirimizi daha yakından tanıdık. Gecenin geri kalanı yalnızca bize ait, özel bir anı olarak kaldı.
Sabahın Sürprizi
Sabah gözlerimi açtığımda saat dokuzu biraz geçiyordu.
Mutfaktan tabak sesleri geliyordu.
Kalkıp salona çıktım. Melis benim gri sweatshirt’ümü giymiş, kahvaltı hazırlıyordu.
“Günaydın uykucu,” dedi.
“Günaydın. Sen ne zamandır ayaktasın?”
“Yarım saattir. Senin mutfağınla barışmaya çalışıyorum.”
Masada omlet, peynir, domates ve iki bardak çay vardı.
Yanına gidip yanağından öptüm.
“Beni şımartıyorsun.”
“Alışma hemen.”
Kahvaltı sırasında sürekli gülüyorduk.
Bir ara Melis ciddileşti.
“Onur, dün gece için sana bir şey söylemek istiyorum.”
“Dinliyorum.”
“Uzun zamandır kendimi bu kadar rahat hissetmemiştim.”
Elini tuttum.
“Ben de.”
Gülümsedi.
“Yalnız bir şartım var.”
“Neymiş?”
“Bir dahaki sefere makarnayı ben yapacağım.”
Bir Ay Sonra
O geceden sonra Melis’le daha sık görüşmeye başladık.
Bazen onun evinde yemek hazırlıyor, bazen benim evimde film izliyorduk. Birlikte markete gitmek, kahvaltı yapmak veya hiçbir şey konuşmadan yan yana oturmak bile keyifli geliyordu.
Bir akşam salonda otururken bana döndü.
“Onur, ilk geldiğim geceyi hatırlıyor musun?”
“Unutmak mümkün mü?”
“Ben aslında o gün sana bir şey söylemek için gelmiştim.”
Şaşırdım.
“Neymiş?”
“Uzun zamandır senden hoşlandığımı.”
“Peki neden söylemedin?”
Gülümsedi.
“Çünkü sen benden önce söyledin.”
Ona sarıldım.
Bazen düşünüyorum da, o cumartesi akşamı Melis’e yardım teklifini kabul etmeseydim belki de ilişkimiz hiç başlamayacaktı.
Oysa her şey son derece sıradan bir olayla başlamıştı.
Bir tencere makarna, yağmurlu bir İstanbul akşamı ve beklenmedik bir kapı zili…
Hayatımın en güzel gecelerinden biri, evde tek başıma yemek yapmaya çalışırken başlamıştı.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.